Herhalde biraz askeri ve siyasi alanlarda bilgisi olan herkes köleliğin savaşlar oldukça kalkamayacağını sadece şekil değiştirebileceğini bilir. Meseleyi biraz daha açalım.
Halkı yada haksız bir nedenden ötürü iki devlet arasında savaş çıktı diyelim. Her iki taraf birbirinden esir aldı ve bir kampa tıktı. Bir takas olursa ne ala. Ama durum takasa izin vermiyor yada bu başarılamıyor. Öyleyse islam ne yapılmasını emrediyor? Ve islamı köleleiği kaldırmadı diye karşı çıkanlar neyi emrediyorlar?
Tarihte görüldüğü üzere savaş esirleri genelde kamplarda tutuluyor. Yahudi ve Filstin kampları buna en güzel örnek. Devlet düşmanı olarak görüp savaştığı insanları lüks ve konforlu bir ortamda türlü zengin sofralar ve hizmetçilerle yaşatmak istemediği için kendince haklı olarak aç ve susuz üst üste yığarak hayvanlara dahi yakışmayan bir hayat yaşatıp sonunda öldürüp geçtiler. Bir çok kadın tecavüze uğradı ve yetişkinler organları için sakat bırakıldı yada öldürüldü. Esir kamları köleliği ortadan kaldırmak için seçeneklerden birisi.
İkinci seçenek herhalde en insanca fakat sonu kötü olanı; esirlei serbest bırakmak. Kaçan esirler ülkenizde edindikleri tüm istihbarat, asker ve silah, çevre gibi bilgileri götürecek ve silahlanıp sizi öldürmek çin yeniden saldıracaktır. Yaptığınız bu insani fiili soyunuz kaçan esirlerin verdiği zararla tükeninceye kadar tekrarlayabilirsiniz.
İslam neyi emrediyor? İddia ediyoruz ya biz hep; Kuran en mükemmel çözümleri sunar çünkü bizi ve bu sistemi yaratan İlahımız bizi bizden iyi bilir.
Allah resulu savaş esirlerini savaşa katınlalar arasında eşit şekilde paylaştırmıştı. Ama hangi şartla;
1 ) Birisi sorduğunda o kimdir diye “o kölemdir” bile demeyeceksin. Kardeşim yada oğlumdur diyeceksin.
2 ) Sen ne yersen o da yiyecek ve ne giyersen o da giyecek. Onu asla sıkıntıda bırakmayacaksın.
3 ) Kölelerinize karşı işlediğiniz suçlar aynı hür bir insana karşı işlenmiş suçlar gibidir. “Kim kölesini öldürürse onu öldürürüz; kim onu hapseder veya gıdasını keserse onu hapseder ve gıdasını keseriz; kim onu hadım yaparsa onu hadım yaparız” (Buharî, Müslim, Tirmizî)
4 ) Köleleri eğitmek, islamı anlatmak ve kendinizi sevdirmek Allah’ın sevdiği övülmüş davranışlardandır. Eğer size düşman olmaktan vazgeçmiş sizi benimseyip sevmiş bir köleyi azat eder, bir yaşam kurmasına yardım ederseniz Allah katında büyük lutuflara mazha olursunuz.
5 ) Kölelere haram işler yaptırmak, ağır ve kaldıramayacakları zorlayıcı işlerde çalıştırmak, hayatlarını tehlikeye atmak yasaktır. Eğer zor bir işi yapmaları gerekirse o zaman onlara yardım ediniz.
Allah resulunun zamanında kölelere tanınan haklar öyle çoktu ki; zengin birinin kölesi olan çarşı ve pazarda gururla dolaşırdı. Çünkü aynı o zengin kişi gibi giyinir, yer ve aynı mahalde yaşardı. Halktan bile pek çok özgür fakir onlara gıpta ederdi.
Ülkemizde bile kötü şartlarda yaşayan pek çok insan bunu duyduktan sonra keşke müslüman ve zengin bir adamın kölesi olsaydım diyecektir. Çünkü o ne yerse yiyecek ne giyerse giyecek ve kendine verilen makul bir miktarda günlük işi yapıp kendine ayrılan evde dilerse eşi ve çocukları ile yaşayabilecekti. Ayrıca Kuran müslüman olan kölelerin evlendirilmesine yardımcı olunması gerektiğini ifade etmiştir.
Hz Muhammed ve ashabının evvelden köle olarak gelmiş halkı azad etmek için tüm servetini neredeyse harcadığını fakat savaşlar devam ettikçe esirlik ve köleliğin devam edeceğini bildiği için savaş esirlerine en insani ve güzel bir şekilde yalaşılması için çalışmışlardır Allah’In emriyle.
İslam tarihine bakıldığında İmam’dan sonra en üstün makama sahip olan müezzin azatlı bir köle olan Bilal-i Habeşi idi. Yine peygamberin sağlığında pek çok köle komutan, alim ve devlet memuru olarak önemli görevler almıştı.
Hz. Ömer (r.a.), “Bilâl efendimiz, ve onu efendimiz Ebu Bekir (r.a.) hürriyete kavuşturdu” derken, bu manâya saygısını ifade ediyordu. İslâm, onları da, âlemşümûl kardeşliği içinde mütalâa ediyor ve her şeyden evvel, “Hizmetçi ve köleleriniz kardeşlerinizdir. Kardeşi elinin altında bulunan her fert, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onların yapamayacakları işleri emredip onlara yüklemesin. Eğer zor işler teklif ederseniz, behemehal onlara yardım ediniz” (Buharî); “Sizden hiçbiriniz, bu kölemdir, bu câriyemdir, demesin. Kızım veya oğlum, yahut kardeşim desin” (Müslim, Ebu Davud) prensiplerini vazediyordu. Buna binaen, Hz. Ömer (r.a.) Mescid-i Aksa’nın teslim alınması için yaptıkları seyahatlerinde, Medine’den oraya kadar hizmetçisiyle bineği nöbetleşe kullanmışlardı. Hz. Osman (r.a.) devlet reisi olduğu devrede kölesinin kulağını çektiği için, halkın gözünün önünde, kulağını kölenin eline verip çektirmişti. Ebû Zer (r.a.), takım elbisesinin bir parçasını hizmetçisine giydiriyor, bir parçasını da kendi sırtına alıyordu... Bütün bunlarla kölenin de bir insan olduğu, hatta diğer insanlardan farkı olmayan bir insan olduğu anlatılıyor ve böylece bu birinci merhale sağlama bağlanıyordu. Tüm dünya savaş tarihinde esirlere yapılan muameleyi incelediğinizde İslam’ın en şerefli yolu ve en ince davranışı gösterdiğini ve daha iyi bir çözüm olmadığını görürsünüz. Gerçekte sizi öldürmeye teşebbüs etmş hatta aranızdan pek çok kişiyi öldürmüş birinin cezası ancak aynı şekilde ölümdür. Fakat islam kötülüğe iyilikle karşılık vermeyi eğer kötülüğün büyümesine neden olmayacaksa tavsiye eder.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder